Gaziantep’in Kepenek Mahallesi’ndeki geleneksel evlerden birinde oturan üç kadın, Zennub Teyze, Yüksel ve İnci, dünyaya kapalı bir hayat yaşarlar. Çok mecbur kaldıklarında dışarıya çıkarlar. Bu izolasyon öncelikle evin “babası” tarafından Zennub Hanım’a uygulanmış, sonra da anne aracılığıyla kızlarına sirayet etmiş. Üç kadının da okuma yazma dışında bir eğitimleri yok.
Yüksel ve İnci, bütün yaşamsal becerilerini anneleri Zennub Hanım sayesinde kazanmışlar. Kedileriyle yaşıyorlar, birbirlerine yetiyorlar ve kuruttukları portakal kabuklarını soba üstünde yakıyorlar. Yanan kabuklar ortama güzel bir koku verdikten sonra kavrulup kalıyor.
Kadınlar hayata küskünler, insanlara güvenmiyorlar. Muhafazakâr toplumlarda, kadının hareket edeceği alan kısıtlıdır. Toplumsal cinsiyet bağlamında genellikle ev işleriyle sınırlandırılır, görünmez olmaları beklenir. Kadının eğitime dâhil edilmediği sosyo-ekonomik durumu kötü olan kesimlerde ise durum daha da vahimdir. Buralarda çoğu kadın annesinin öğrettiği hayatı miras alır ve bir sonraki kuşağa aktarır.
Üç kadın, Zennub, Yüksel ve İnci yirmi yıldır bu evde oturuyor. Yüksel, “Evi şimdilerde fabrika sahibi olan yerli ailelerin birinden aldık.” diyor.Kadınlar, zamanlarının çoğunu “hayat”ta geçiriyor. Dış kapıdan bir adım içeride olan ama aynı zamanda gökyüzüne açılan hayat, evle dış dünya arasında bir ara mekân.Evin bahçesindeki mutfak kış aylarında soğuk olduğu için iki günde bir yemek yapılıyor. Sobanın üzerinde Gaziantep’in yöresel yemeklerinden malhıtalı köfte pişiyor.
Yüksel, akşam yemeğinden önce fırından ekmek getiriyor. Zennub Teyze’nin büyük kızı Yüksel, evin zaruri ihtiyaçları için dışarıyla ilişki kuran tek birey. İnci ise gün içinde yemek, çamaşır, bulaşık gibi ev içi işlerle uğraşıyor. Yüksel, ona “Gün görmemiş hacı” diyor.Yüksel, bulaşık deterjanı almak için dışarı çıktığı bir gün çoktandır merak ettiği tarihi Tütün Hanı’nı geziyor. Kalabalığın bakışlarından rahatsız olan Yüksel oradan hızlıca çıkacak.İnci, Yüksel’in saçlarını kesiyor. Kadınlar, kendi halledebildikleri işler için dışarıdan hizmet almıyor.Yüksel, annesinin başından kayan eşarbı düzeltmesine yardım ederken “Bize her şeyi öğreten odur, biz de öğrendiklerimizle ona bakıyoruz” diyor.İnci’nin çeyizleri küçük bir vitrinde duruyor. Vitrinin sol tarafına astıkları fotoğraflardaki kedilerle, aralarında derin bir sevgi bağı kurulmuş. Kediler ölünce fotoğraflarını her zaman oturdukları bu odaya asmışlar.İnci Zülfiye adını verdiği kediyi besliyor. Kediler ölünce çok üzüldüğü için Zennub teyze, kızlarına yasak koymuş.Zennub teyze, oğlunun bekârken kaldığı üst kattaki odaya bakıyor. İnci, “Ağabeyim evlendikten sonra bu oda boş kaldı” diyor.
Boş olduğu söylenen odaya girmeme izin verilmiyor. Sadece İnci’nin girip çıktığı odaya bakmak için izin istediğim bir gün Yüksel, “Ben oraya girip sana çeyizlerini açarım ama sonra hasta olurum” dedi.