ZEYTİN AĞAÇLARININ ZORUNLU GÖÇÜ / Demet Parlar
ZEYTİN AĞAÇLARININ ZORUNLU GÖÇÜ / Demet Parlar

ZEYTİN AĞAÇLARININ ZORUNLU GÖÇÜ / Demet Parlar

Zeytin Ağaçlarının Zorunlu Göçü

Fotoğraflar: Demet Parlar

“Güçlü bir el silkeledi beni sonra

Sanırım Tanrı’nın eliydi.

Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan.

Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi,

Çok şey görmüşüm gibi,

Ve çok şey geçmiş gibi başımdan,

Ah…dedim sonra

                            Ah! “                               

Didem Madak 

Binlerce yıldan beri yeniden doğuşun, ölümsüzlüğün, bilgeliğin, aklın, adaletin, barışın ve umudun simgesi olan, sofralarımıza renk ve lezzet katan, kadim ve kutsal zeytin ağaçlarının Türkiye’de 1980’lerde termik santrallerle, madencilik çalışmalarıyla başlayan sıkıntıları 6 Şubat depremleri sonrası artan inşaat ve madencilik faaliyetlerinin de etkisiyle katlanarak artmış durumda.

Zeytin ağaçları onları koruyan yasalara, onlara ihtiyaç duyan, onlar sayesinde geçimlerini sağlayan ailelerin, doğa savunucularının karşı çıkışlarına rağmen ya kesiliyor ya da köklerinden, yurtlarından koparılıyor.

İster inşaat, ister enerji ve madencilik faaliyetleri olsun sonuç değişmiyor: Hem köylüler, hem zeytin ağaçları zorunlu göçe maruz bırakılıyor. Kendi ekosistemlerinden hoyratça koparılan köylüler de zeytin ağaçları da bambaşka dünyalara savruluyor. Köylüler, giderek betonlaşan kentlerde ucuz emek gücü olarak  yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor; zeytin ağaçları ise saksılarda ve kentsel dönüşümle yükselen apartmanların bahçelerinde yaşam mücadelesi veriyor.

Şairin Tanrı’nın eli sandığı el, şirketlerin eli olarak silkeliyor kadim ve kutsal hayat ağaçlarını, köylüleri, çiftçileri ve tüm Anadolu insanını…

***

Zeytinin tarihi, Akdeniz uygarlığının tarihi kadar eskidir. Şifa vermiş, güzellik vermiş, yağı yaraları iyileştirmekte kullanılmış. Bedenlere dirilik, saçlara parlaklık sağlamış, sarayları ve tapınakları aydınlatmış. Sofralara girmiş, eşsiz lezzetler sunmuş insanlara yüzyıllar boyunca. Gemiler dolusu zeytinyağı ile birlikte yeni teknikler, yeni fikirler taşımış bir kıyıdan diğerine.(1)

Eski Mısır’da insanlar Tanrı Osiris’in karısı Isis’in insanlığa zeytinciliği öğrettiğine inanırlardı. Yunanlılar ise zeytin ağacının Bilgelik Tanrıçası Athena’nın insanlığa bir hediyesi olduğuna inandılar yüzyıllar boyunca. Yunan mitolojisinde birçok yerde geçer zeytin ağaçları, yarı Tanrı  Herakles (Herkül)  ile de ilişkilendirilir, orman perileri Musalar ile de. Atinalılar gibi Romalılar için de zeytin ağacı önemli bir yere sahiptir.Tanrı soyundan gelip Roma’yı kurduğuna inanılan Romus ve Romulus kardeşlerin de zeytin ağacının altında doğduğuna inanılır. (2)

Tek tanrılı dinlerin kutsal kitaplarında zeytin ve zeytinyağı birçok bölümde geçer. Zeytin, antik çağlarda mitolojinin, sonrasında kutsal kitapların ağacıdır. Müslümanlar, Hristiyanlar ve Museviler için  barış, bereket, akıl, olgunluk ve uzun ömrü simgeler zeytin ağaçları. Nuh Peygamber için zeytin dalı, tufanın sona erdiğinin müjdesidir. Güvercinin getirdiği zeytin dalı, tanrı ve insan arasında kurulan barışın ve umudun simgesi olur. Aynı zamanda, tufana direnen ağaç olduğu için, ölümsüzlüğün de simgesi olarak kabul edilir zeytin ağaçları. (2)

***

Günümüzde zeytinlik alanların, Dünya çapında insanlığın ortak değerleri arasında yer alması, geçmişten günümüze kadar zeytinin, farklı medeniyetlerde barışın sembolü olması ve zeytinlik alanların korunmasına dikkat çekebilmek için, UNICEF 2019 yılında, her yıl 26 Kasım’ın, Dünya Zeytin Ağacı Günü olarak kutlanacağını  ilan eder.

Ülkemizde de çok daha erken zamanlarda hem korunsun ve zeytincilik gelişsin diye 1939 yılında  3573 sayılı kanun hayata geçirilir.

“Zeytincilik Kanunu” olarak bilinen bu yasanın 20. maddesi, zeytinlik alanlarda ve bu alanlara en az 3 km. mesafedeki bölgelerde bitkinin gelişimini ve çoğalmasını engelleyecek kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılması ve işletilmesi engelleniyor. Ayrıca “Zeytincilik sahaları daraltılamaz” ibaresi de yer alıyor.

Bu yasaya rağmen 1980’lerden itibaren termik santraller, madencilik ve inşaat  faaliyetleri giderek artan bir hızla ve yaygınlıkla zeytinlikleri yok ediyor.

Zeytincilik yasasına dayanarak köylülerin, doğa ve yaşam savunucularının direnişleri arttıkça, 7554 sayılı Maden Yasası gibi yeni çıkarılan yasa ve yönetmeliklerle, 6 Şubat depremlerinde olağanüstü hal gerekçesiyle acele kamulaştırmalarla, bu yasanın koruyucu kalkanı kaldırılarak zeytinlikler maden ve inşaat şirketlerinin kullanımına veriliyor;  hak sahiplerinin açtıkları davalar sonuçlanmadan zeytin ağaçları kesilerek veya köklerinden sökülerek zeytinlikler talan ediliyor.

Kesilmekten kurtulanlar büyük şehirlere, kentsel dönüşüme uğramış binaların bahçelerine, AVM’lere, yol refüjlerine, restoran ve kafelere doğru zorunlu bir göç yaşıyorlar, doğalarına aykırı  başka bir yaşam biçimine zorlanıyorlar..

Yalnızca İstanbul’da Bostancı – Suadiye sahil bölgesinde 2-3 kilometrelik bir alanda çekilen bu fotoğraflar, haksızca, insafsızca kendi ekosisteminden uzaklaştırılan, yerinden yurdundan edilen, bir süs bitkisine dönüştürülerek bir rant nesnesi haline getirilen ölmez ağaçların durumunun örnekleri.

1.Boynudelik Zerrin İren, Boynudelik Mahmut, Zeytinin Renkleri, Oğlak yayınları, 2007