Havaalanı
Fotoğraflar: Selami Büyüknisan
Doğada tüm canlılar arasındaki yaşam ilişkisinde var olan doğal denge, toprak, hava ve su ortamlarında ve onlar aracılığıyla gerçekleşmektedir.
Kendi haline bırakıldığında doğa denge halindedir. Ancak insanın çevre üstündeki etkisini ve özellikle endüstri devrimiyle başlayan Antroposen Çağı bu dengenin dışında tutmak gerekiyor. Çünkü insan, aklıyla ve yarattığı teknolojiyle bu dengeyi bozmakta, doğanın entropisini arttırmakta, kendi yok oluşunu hazırlamaktadır. Tahrip etmediğimiz hiçbir şey kalmadı: Atmosfer, hava, dağlar, denizler, nehirler, toprak ve elbette tarım arazileri.
Fauna ve flora alanları ile verimli tarım arazilerinin tahribatı, insan teninin dış etkilerle bozulmasına benzer. Cildimiz üzerindeki küçük bir çizik bile tepki vermemize, kanamaya ve ağrıya neden olur. ‘iklim krizi’ dediğimiz şey toprağın ve çevrenin kendi diliyle verdiği tepkidir.
Türkiye’nin birinci derece verimli tarım arazileri ‘Çukurova’ havzasındadır. Kargılı, Karsavuran, Çiçekli, Çağbaşı ve Ballıca köylerinin tarımsal arazileri üzerinde inşa edilmektedir. Dünyanın en değerli arazileri arasında olan bu topraklar, havaalanı uğruna heba edilmektedir. Tarım arazilerinin üzerinde lojistik alanlar hariç, sekiz milyon metre kare (yollarla birlikte 14 milyon metre kare) alan tahrip edilmektedir.
Ulaştırma Bakanlığı, bir diğer seçenek olan ve ikinci derece tarım alanı durumundaki Adana-Zeytinli arazisini, engebeli olması ve narenciye bahçelerinin varlığı nedeniyle seçenek dışı tutmuş. Maliyet yüksekliği gerekçesiyle bu karar alınırken Adana havaalanının kapasitesini artırma seçeneği ise daha az maliyetle gerçekleştirilebilecek olmasına rağmen ve çevre üstünde daha az olumsuz etki yaratacağı halde devre dışı bırakılmış.
İnşa edilen yeni havaalanı oldukça yüksek ekonomik maliyet yanında, yaşamsal maliyetler de yaratacak. Tarım arazilerinin işgal edilmesi, bu nedene çiftçi ve köylülerin işsiz kalması, köylerin boşalması tarımsal üretimin azalmasına ve giderek gıda krizinin bir parçası olmasına yol açacak. Çevre tahribatı, hava ve ışık kirliliği, doğal yaşamdaki sirkadiyen ritmin bozulması da kayıplara eklenecek. Yapılan yeni yolların ve betona gömülen çevrenin yanı sıra lojistik amaçlı yeni yerleşim alanlarının inşa edilecek olması da yeni kayıplara sebep olacak.
Arılar her yerdeki ekosistemin yaşam kaynağı, polen taşıyıcılardır. Bitkilerin üremesine yardımcı olur, türlerin yeni bölgelere dağılımını kolaylaştırır, bitki popülasyonlarındaki genetik çeşitliliği sürdürürler. Tek bir bitkinin polenlerini taşıyan arı türünün bile kaybolması potansiyel olarak tüm besin zincirinin çökmesine, onlara bağlı böceklerin, kuşların ve memelilerin ölmesine neden olabilir.
(https://www.fairmont-tr.com/infographics/the-decline-of-bees/)
Taş ocaklarından ve nakliye sırasında yayılan toz dişi çiçeğin yumurtalık borusunun ağzına konar ve buradaki yapışkan sıvıyı kurutur. Ağaçlar, bitkiler, otlar çiçek açar, ama döllenme gerçekleşmediği için meyve verimi azalır. Bir sonraki yıl çiçeklenme azalır.
(ttps://www.researchgate.net/publication/342344767_acik_tas_ocagi_isletmesinin_cevreye_etkileri_ve_surdurulebilirligi)
TAŞ OCAKLARI
Doğa var olduğu ve sağlıklı kaldığı sürece insanlar sağlıklı kalabilir ve yaşamaya devam edebilir.
Ancak Antroposen Çağ insanı, doymak bilmez iştahıyla doğayı iliklerine kadar sömürüyor, çevreyi tahrip ediyor, kendine basacağı bir zemin, soluyacağı temiz bir hava bırakmıyor. Taş ocağı işletmeciliği bu sömürünün ve tahribatın kollarından biri. Buna medeniyet deniliyor. Çıkarılan madenlerle insan sağlığı tehdit ediliyor, savaş makineleri üretiliyor, insanlar öldürülüyor.
Taş ocağı işletmeciliğinin çevreye iki olumsuz etkisi vardır. Birincisi, yenilenemeyen doğal kaynakların tükenmesi; ikincisi ise doğal yaşam alanları olan hava, su ve toprağı olumsuz yönde etkilemesi, gürültü, vibrasyonla faunayı oluşturan canlıların ölmesi, bölgeden kaçması, topografyanın bozulması, bitki örtüsünün ortadan kaldırılması ve görsel kirlilik ile çevreye olan olumsuz etkileridir.
Taş çıkarma sırasında oluşan toz emisyonları hem çalışan personel üstünde hem de çevrede yaşayan insanlar için ciddi çevre, sağlık ve toksikolojik etkilere sahiptir. Çapı 10 μm’nin altındaki küçük parçacıklar, akciğerlere ve hatta kan dolaşımına derinlemesine etki eder.
Toz türlerinin etkisinde kalmak kanser, tahriş ve astım gibi allerjik sonuçlara, bitkilerde yaprak yaralanmasına neden olur ve fotosentezi, solunum ve terlemeyi olumsuz etkiler. Bütün bu olumsuzluklar ekosistemin işlevselliğini bozar.
Doğal çatlak/mağara sistemi yağış sularını kaynaklara, düdenlere, yeraltı sularına taşır. Taş ocağı işletmelerinde yapılan patlatmalar ise çatlak/mağara sistemini bozarak çökmelerle su yollarının değişmesine ve suyun derinlere kaçmasına, gürültü kirliliği ile de çalışanların sağlığını doğrudan etkilerken bazı canlı türlerinin üremelerinde de başarısızlığa neden olur. Taş ocakları planlandıkları alanda habitatı yok edecek derecede olumsuz etkide bulunurlar. Habitatın parçalanması, biyolojik çeşitliliğe yönelik en büyük tehdit ve türlerin yok olmasının birincil nedenidir.
(https://www.polenekoloji.org/tas-ocaklarinin-cevre-isci-ve-canli-sagligina-etkileri/)
Kötü madencilik planı ve ekolojik kaygıların eksikliği, uzun vadeli sosyal ve çevresel etkileriyle toplumsal yaşamda sorunlara yol açar. Taş ocakçılığı faaliyetlerindeki artış ile sağlık ve güvenliğe yönelik tehditler, çiftçiliğin engellenmesi, hayvanların serbest dolaşımını engelleme, toplulukların yerinden edilmesi, tarımsal verimde azalma, kültürel alanların zarar görmesi gibi toplumsal sorunlar da açığa çıkar. Taş ocağı yarmaları, kaya-çatlak sistemini kestiği için, yeraltı suyuna sızan suyun açığa çıkıp buharlaşmasına ve kaybına veya çatlak sistemindeki akış yönünün değişmesine sebep olur.
(https://www.polenekoloji.org/tas-ocaklarinin-cevre-isci-ve-canli-sagligina-etkileri/)
Taş ocağı yarmaları, kaya-çatlak sistemini kestiği için, yeraltı suyuna sızan suyun açığa çıkıp, buharlaşmasına ve kaybına veya çatlak sistemindeki akış yönünün değişmesine sebep olur.
(https://www.polenekoloji.org/tas-ocaklarinin-cevre-isci-ve-canli-sagligina-etkileri/)
Taş ocakları planlandıkları alanda habitatı yok edecek derecede olumsuz etkide bulunurlar. Habitatın parçalanması, biyolojik çeşitliliğe yönelik en büyük tehdit ve türlerin yok olmasının birincil nedenidir.
(https://www.polenekoloji.org/tas-ocaklarinin-cevre-isci-ve-canli-sagligina-etkileri/)
Birleşmiş Milletler’e göre dünyadaki toplam biyoçeşitlilik kaybının %80’inden tek başına malzeme çıkarma faaliyetleri sorumlu.(Çoğu Zarar Azı Karar -JasonHickel S.119),
Taş ocakları, hayvanların yemlerini otlama alanlarından almalarını ve serbest dolaşımlarını sınırlar.
(https://www.polenekoloji.org/tas-ocaklarinin-cevre-isci-ve-canli-sagligina-etkileri/)
Toza maruz kalan kişiler arasından %22 oranında yüksek göz ve burun alerjisi, %17’sinde göğüste sıkışma, %9 ‘unda kronik öksürük sorunları görülüyor.
(https://tr.euronews.com/2021/05/07/tas-ocaklar-n-n-insan-sagl-g-ve-cevre-uzerindeki-etkileri-neler)
TAŞ DOLGU – ETKİLENEN YABAN HAYATI
Taş, kaya gibi malzemeler, yerinden koparılıyor. Doğal dokuya verilen bu zararın yanında, taş ve kayalar pist ve yol yapımı için verimli arazilerin üzerine dökülerek çevresel felaket katmerlenmiş oluyor. Büyük bir yer kaplayan havaalanı ve kilometrelerce uzayan yollar doğal yaşamı olumsuz etkiliyor, burada yaşayan hayvanların, hatta insanların dolaşım serbestliğini ortadan kaldırıyor. Drenaj kanalları taş doldurularak su birikintilerinde yaşayan amfibiklerin yaşam ortamları yok ediliyor. Durgun veya az akıntılı su kenarlarında yaşayan yusufçukların yaşam alanları daraltılıyor.
IŞIK ve SES KİRLİLİĞİ
Sekiz milyon metre kare alana yayılan havaalanının ve 43 bin metrelik alanı kaplayan yolların gece ışıklandırılması çevreyi, doğayı, yaban hayatını ‘ışık kirliliği’ ile olumsuz etkileyecektir.
Işık kirliliği, tüm vahşi yaşamın beslenmesini, uyumasını, çiftleşmesini ve göç döngülerini de olumsuz etkiler. Geceleri çok fazla yapay ışık olduğunda yaban hayatının zaman döngüsü bozulabilir.
Yarasalar ve başka memeliler, geceleri aşırı derecede aydınlatma nedeniyle yiyecek arama zorluğu yaşayabilirler. Doğal avcılara maruz kalma riski artar ve gece görüşündeki bozulma nedeniyle ölüm oranları artar. Ayrıca üreme konusunda da sorun yaşarlar ve hayvan popülasyonu azalır.
Baykuşlar ve gece kuşları gibi kuşlar, geceleri avlanmak ve göç etmek için ay ışığını ve yıldızların ışığını kullanırlar. Yapay ışık kaynakları, doğal ışık kaynaklarını etkileyerek kuşların yapay ışıklara çekilmesine veya sabitlenmelerine neden olabilir. Bu, kuşların göç yollarından sapmalarına, tükenene kadar uçmalarına ve diğer hayvanlara av olmalarına neden olur.
(https://www.sektorumdergisi.com/isik-kirliligi-nedir-etkileri-nelerdir-nasil-onlem-almaliyiz/)
ses ve ışık kirliliği tüm vahşi yaşamın beslenmesini, uyumasını, çiftleşmesini ve göç döngülerini de olumsuz etkiler. Geceleri çok fazla yapay ışık olduğunda yaban hayatının zaman döngüsü bozulabilir.
(https://www.sektorumdergisi.com/isik-kirliligi-nedir-etkileri-nelerdir-nasil-onlem-almaliyiz/)
Ekosistemdeki tüm hayvanların psikolojik ve fiziksel olarak gelişim, üreme ve hayat döngülerindeki zincirleme değişim domino etkisiyle kısa süre içerisinde telafi edilemeyecek tehlikelere kapı aralamaktadır.
(https://www.sektorumdergisi.com/isik-kirliligi-nedir-etkileri-nelerdir-nasil-onlem-almaliyiz/)
Ses ve ışık kirliliği tüm vahşi yaşamın beslenmesini, uyumasını, çiftleşmesini ve göç döngülerini de olumsuz etkiler. Geceleri çok fazla yapay ışık olduğunda yaban hayatının zaman döngüsü bozulabilir.
(https://www.sektorumdergisi.com/isik-kirliligi-nedir-etkileri-nelerdir-nasil-onlem-almaliyiz/)
Ekosistemdeki tüm hayvanların psikolojik ve fiziksel olarak gelişim, üreme ve hayat döngülerindeki zincirleme değişim domino etkisiyle kısa süre içerisinde telafi edilemeyecek tehlikelere kapı aralamaktadır.
(https://www.sektorumdergisi.com/isik-kirliligi-nedir-etkileri-nelerdir-nasil-onlem-almaliyiz/)
DRENAJ
Doğanın dönüşümü yavaş olur.
Çevre üstündeki tahribat o kadar büyük ve o kadar hızlı gerçekleşiyor ki doğanın bu tahribatı onarması kendini iyleştirmesi neredeyse imkansız hale geliyor.
Havaalanı inşaatının yapıldığı arazi denizden yalnızca 5,95 metre yüksekte. Bu nedenle kimi yerde toprağın dört buçuk metre altından, kimi yerde ise sadece bir metre altından akış halinde bir yeraltı suyu çıkıyor.
Yer altı suyunu engellemek için havaalanının batı sınırının bir bölümüne dört metre derinliğinde, güney sınırının tamamına sekiz metre derinliğinde, doğu sınırının büyük bölümüne ise on beş metre derinliğinde bentonitli diyafram (panel/hendek) duvar örülmüş.
Bentonit, alüminyum ve magnezyum yoğunluklu kilden oluşan bir malzeme ve su geçirmezlik özelliğine sahip. Panel duvarın ne kadar derinlikte olacağını belirlemek için sert zemine rastlayıncaya kadar derinlere iniliyor.
Havaalanı inşaatının bitirilememesinin nedenlerinden biri de sıkça yaşanan su basmaları. Bu durum yağmurdan sonra daha vahim bir hal alıyor. Su basan yerlere taş kaya dolgu dökülüyor. Dolguya rağmen zeminin gevşek ve tabanın suyla dolu olması çökme riskini büyütüyor.



















































